Kardeş ilişkileri ve kıskançlığı

Kıskançlık, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanoğlunun en doğal,en evrensel duygularından biridir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak olduğuna göre, sevginin olduğu her yere girer. Sevgililer arasında kıskançlık, belli bir ölçüyü aşmadığı sürece, sevgi gülünün dikeni sayılır.  Ancak bu doğal duygu insanı kemiren bir tutku olmaya başlayınca, sevgiyi gözeten bir duygu olmaktan çıkar,sevgiyi yok eder.

Kardeşlik bağı, bir sevgi kaynağı gibi düşünülürse de kardeşler arasında önemli problemler söz konusudur. Kardeş grubu, istemsiz rekabet nedeniyle bozulabilir.

Çocuk için en değerli varlık annedir. Onu başkalarıyla bölüşmek kolay değildir. Eşinin kolunda başka kadını gören birisiyle annesinin kucağında onun dışındaki bir çocuğu gören çocuğun duyguları pek ayrılık göstermez. Hele küçük bir çocuk için kendisi varken, ikinci bir kardeşe neden gerek duyduğunu anlamak çok güçtür. Anne sevgisini yitirmek korkusu, daha yeni kardeş geleceğini öğrendiği anda içini sızlatmaya başlar.

Annenin gebeliğinin son aylarında ağırlaşmasıyla isteksiz ve yorgun oluşu, kucağına almayışı, çocukta sevilmediği duygusunu yaratmaya başlar. Tedirgin bir bekleyiş içinde annenin sevgisini sınamaya başlar. Çevresinde dolaşır,olmadık isteklerde bulunur. Huysuzlaşır, ağlar, tutturur.

Ancak asıl fırtına, kucağında hiç tanımadığı bir bebekle anne eve dönünce kopacaktır. Evde esen bayram havası, bebeği görmek için eve doluşan insanlar, “Maşallah nur topu gibi bir yavru” gibi sözler, çocuğun iyice boynunu büker. Artık korkusu gerçekleşmiştir. Anneyi bütün gün uğraştıran, bütün ilgiyi üstünde toplayan bu yaratık onun yerini gerçekten almıştır.

Kendisi erkekse yeni doğan bebek kız ise onun ondan dolayı daha çok sevildiğini düşünür. Erkek ise ikinci bir erkek çocuğa neden gerek duyulduğunu bir türlü anlayamaz. Bir süre duygularını saklar. Bebeği sever. Getirdiği hediyelerle oyalanır.

Birkaç gün geçince “Bebeği sevdik, artık geldiği yere gitsin.” diye bir yoklama yapar. Bebeğin gitmeyeceğini anladığında kıskançlık belirtileri su yüzüne çıkmaya başlar. Bebek emzirilirken o da anne kucağına tırmanır. Biberonla beslenmeye başlar. O da kakasını, çişini altına yapmaya başlar. Yemeğini kendi başına yerken annesinin yedirmesi için direnir. Böylece onun papucunu dama attıran yumurcağa benzeyerek annenin ilgisini üstünde tutmaya çalışır. Bebeksi konuşmaya özenir. İtmeler, vurup kaçmalar başlar. Sert tepkiyle karşılaşınca tavırlarının şiddetini arttırır.


Teorik açıdan anne sevgisini eşit dağıtıyorsa, kardeşler arasında kıskançlık olmaması gerekir. Fakat kıskançlık ,ne eşit dağıtım ne de elde edilenlerin eşit olması ile ilişkilidir. Çoğunlukla çocuk, böyle bir dağıtımla eksik bırakıldığı duygusuna kapılır. Aslında,annelerin kıskançlık duygusunu engelleyememesi eşit dağıtım yapıp yapamadıklarına ilişkin kaygıya dayanır. Aksine, rahat, kaygısız davranan, kişisel problemlerinde teorik cevaplar aramayan anneler, kardeşler arasındaki gerilimi daha kolay azaltır.

Kardeş kıskançlığı,annenin ihmalkarlığı veya çok dikkatli olması halinde daha önemli hale gelir.

Anne sevgisini tümüyle yitirmediğini gören çocuk, zamanla yatışır. Ama kardeşine karşı duydukları birden değişmez. Kimi çok sever görünür, kimi de kardeşini gözü görmek istemez. Zamanla kardeşine karşı olumlu duyguları artacak, olumsuzluklar ise azalacak ya da içe atılacaktır. Bu ancak çocuğun duygularının anlayışla karşılandığı evlerde oluşur.

Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi bir duyguya kapılmamalıdır. Olumsuz duygularını dışa vurunca suçlanmamalıdır. “Kardeşimi hiç sevmiyorum” diyen bir çocuğa “Aman o nasıl söz? O sana ne yaptı? Böyle şirin kardeş sevilmez mi?” demek çocuğun kardeşine karşı öfkesini daha da arttırır. Bunun yerine “Ona kızmakta haklısın. Bak beni de ne kadar uğraştırıyor. Arada sırada ben de kızıyorum.” demek hem çocuğu şımartır hem de içine su serper. Çocuk kıskançlığını açıkça belli etmeden anne bu duruma tercüman olabilir. “Kardeşin geldiğinden beri onunla uğraşıyorum diye seni sevmediğimi düşünebilirsin, ama ben seni eskisi kadar seviyorum. Benim de kardeşim olduğu zaman öyle sanmışım. Hem anneme hem de kardeşime kızmışım. Ama bunun böyle olmadığı çok geçmeden anlamıştım.” gibi sözler anneyle çocuğu yakınlaştırır, çocuğun kafasındaki kuşkuları siler. Ama kıskançlığını toptan gidermez.

Zaten önemli olan kıskançlığı ortadan kaldırmak değil, o duyguyu yatıştırmaktır.

Sözlerle davranışlar birbirini desteklemelidir. Çocuğun ilgisini sevgisini sürdüren bir anne,çocuk bebeğe yaklaştıkça “Aman kardeşine dokunma” diye tepki gösterirse,hele kardeşe vurup kaçtığında “Ne yapıyorsun,kardeşini öldüreceksin.” Ya da “Kardeşin ölürse biz ne yaparız?” derse çocukta kardeşine karşı öfke artar,onun el üstünde tutulduğu duygusu kök salar.

Çocuğun duyguları anlayışla karşılanmalı, ancak kardeşine vurmasına izin verilmeyeceği de kesin bir dille anlatılmalıdır.

Anne ve evdeki herkes bebeği çocuğun önünde gösterişli bir biçimde sevip okşamaktan kaçınmalıdır. Annenin öteki çocukla çok uğraştığı bir sırada babanın çocukla ilgilenmesi çok uygun olur.

Annenin sevgisini kanıtlamak için aşırı çaba göstermesi gerekmez. Örneğin baştan beri kendi odasında yatmaya alıştırılan çocuk yeni kardeş geldiğinde yanlarına alınması uygun bir davranış olmaz. Ana-babanın yanında baştan beri yatan bir çocuğunda bebek gelir gelmez odasının ayrılması da son derece yanlıştır. Oda ayırma işlemi bebek doğmadan önce yapılmalıdır.

Çocukla kardeşi arasındaki yaş ayrımı ne kadar azsa kıskançlığın o denli büyük olduğu doğrudur. Kendisi üç yaşında olan,ana-babanın bakımı ve desteğine gereksinimi henüz bitmemiş çocuğun yeni gelen kardeşe tepkisi büyük olur. Oyun ve okul çağında kardeşler daha çok benimserler. Ancak bu her zaman geçerli olmayabilir. Örneğin 8 yaşına kadar evin tek çocuğu olarak bütün sevgiyi üstünde toplamış ve şımartılmış bir çocuk,kardeşini kolay kolay bağrına basamayacaktır.

Genellikle çocukların ilk kardeşe tepkileri büyük olur. İkinci ya da üçüncü kardeşi daha kolay benimserler.

Kardeşler arası ilişkinin yapısı,sıra ve cinsiyetiyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Sıra ,çocuğun anne,baba ve kardeşlerin karşısındaki tavrını belirler.

BÜYÜK ÇOCUĞUN GÜÇLÜĞÜ

Genelde ilk çocukların hemen her zaman aile içinde iyi bir yere sahip oldukları inancı yaygındır. Aslında,kalabalık aile içindeki en büyük çocuk için bu durum söz konusu değildir. İlk çocuk,önce tek çocuktur. Ana-babasının sevgisi tümüyle kendine aittir. Daha sonra bu sevgiyi paylaşma ve ana-baba karşısında statü kazanmak için mücadele etmek durumunda kalır.

Ana-baba,genellikle ilk çocuğa,diğerlerinin doğumundan sonra farklı davranırlar. İlk çocuk her zaman daha farklı kabul edilir. Bir çok anne,ilk çocuğuna daha fazla özen göstermiştir. Bununla birlikte genç anne-babada deneyim eksikliği vardır. Bu da aşırı hoşgörü ve kızgınlık arasında gidip gelen davranış değişikliklerine sebep olur. Tek çocuk birden büyük çocuk olur. Bazı sorumluluklar üstlenmek zorunda kalır. Daha önceden bu ortama alıştırılmamışsa,kardeşini ana-babasının sevgisini paylaşmak zorunda olduğu bir varlık olarak görür. Bir de,aile ilgisi kesilmişse,kendini terk edilmiş hisseder.

Büyük çocuk,önceden sahip olduğu ayrıcalığını sürdürmek ister. Bazı aileler de buna ortam hazırlarlar. Bu durum büyük çocuğun kendisini ayrıcalıklı görmesine,kardeşlerine yukarıdan bakmasına ve onların faaliyetlerine katılmamasına sebep olur.

Burada anneye düşen ilk görev, yeni doğanla fazla ilgilenip, büyüğü unutmamak, okul yaşamı ya da oyunları ile ilgilenmektir. Büyük çocuğun kardeşini rakip gibi görmesi geçicidir, şeklinde düşünmek yanlıştır. Ona aile içindeki yeri anlatılmalı , güçlükleri birlikte çözülmelidir. Büyük çocukla kardeşleri arasında sosyal ilişki zemini hazırlanmalıdır. Böyle bir ortam oluşturmak için,çocuğa bebeği koruma görevi yeterli olabilir.

Kardeşler arası kıyaslamadan kaçınma gerekir. Büyük çocuk küçük düşürülmemelidir. Tabii bunun için ona aşırı ayrıcalık vermek de hatalıdır. Çocuğun kendinden küçüklerin ihtiyaçlarını ve isteklerini anlayışla karşılaması gerekir. Bunun yanısıra,küçüklerin,ona olan tutumuna dikkat etmelidir. Diğer bir tehlike,büyük çocuktan yaşının üstünde davranış beklenmesidir.

ORTANCA ÇOCUK PROBLEMİ

Üç çocuklu ailelerde çoğunlukla en şansız olanı, küçük ve büyük kardeşlerine oranla daha az sevgi gören ya da gördüğünü düşünen çocuk, ortanca çocuktur. Bu nedenle,gerek uyum ve davranış bozukluğu gösteren çocuklarda,gerekse suçlu çocuklarda “ortanca çocuk olma” önemli bir etmendir. Ortanca çocuğun şanssızlığı,kendisini büyük kardeşiyle kıyaslanmaya çalışılması ve bu kıyaslama sonucu,kendini kendini yetersiz hissetmeyle, ilgi ve sevginin küçük kardeşinde odaklaşmasıdır.

Ortanca çocuk, kendisinden daha güçlü ve yetenekli bir kardeşle, kendinden sonra gelen kardeşin meydana getirdiği ikili sorunlarla baş etmek zorundadır. Böyle bir çocuk yaşıtlarıyla sürekli yarış haline girebilir. Kendisinin diğerleri kadar yetenekli olmadığı inancı, ikinci çocuğun ilerideki yaşamında tepkici, başkaldırıcı ya da ezik ve karamsar bir kişilik geliştirmesine sebep olabilir.

Genelde ortanca çocuk ne büyüğün ayrıcalıklarına ne de küçüğe gösterilen özene sahiptir. Büyüklerin oyununa katılamaz, çünkü kurallarını bilmez. Küçük gibi davranamaz, çünkü ona iyi örnek olması gerekir. Sonuçta büyüklerin ödevini, küçüklerin oyunlarını engelleyen durumuna gelir. Bu durumda en çok cezalandırılan olur ve çevresine düşmanca duygular besler. Okul çağı durumu kolaylaştırır. Ortanca çocuk, hem okul çalışmasında büyük kardeşle birlikte olur,hem de küçükleri koruma görevi edinir.

Ona aile içinde bir yeri olduğu gösterilmeli, düzeyine göre işler verilerek diğerlerinin yanında başarılı olabileceği vurgulanmalıdır. Kardeş sırası,çocuğun kardeşleri karşısındaki tavrını belirlemez. Bunda daha çok ana-babanın tutumu etkilidir.

KÜÇÜK ÇOCUK

Büyük çocuk ve ortanca çocuktan sonra,küçük çocuğun konumu da onu zor durumlara sokabilir. Ailenin ilgi merkezi olarak en çok şımartılan kişi olan küçük çocuk, diğer aile üyelerinin gözünde her zaman çocuk kalır. Bu durum en küçük çocuğun, ben merkezci tavırları geliştirmesine ve kendisinden güçlü ve yetenekli kardeşlerinin yanında sürekli olarak yetersizlik duygusu yaşamasına sebep olabilir.

Böylece kardeşlerin doğum sıraları,ailedeki yerleri,kişiliklerinin oluşumunda bir etken olarak ele alınabilir. Ancak kişiliği biçimlendiren nedenler zincirinde doğum sırası sadece bir halka olarak düşünülmelidir. Yoksa, çocuk kişiliğini etkileyen en önemli etken değildir.

Çok çocuklu ailelerde,kardeşlerin birbirine ne denli değişik roller aldıklarını herkes bilir. Birisi sorumlu ve güvenilirdir. Az destekle kendi işini kendi yapar. Çalışkandır. Arkadaşsız sayılmasa da, pek dışa dönük değildir. Bu çocuk genellikle ilk ve en son çocuktur.

Başka bir kardeşin toplumsal yönü ağır basar. Arkadaş canlısıdır,evde pek durmaz. Çünkü yaşıtlarınca aranır,sokulgan ve dışa dönüktür. Sınıfta kalmayacak derecede çalışır. Ders dışında pek çok ilgileri vardır.

Bir başka kardeş, sessiz ve içlidir. İlgileri topluma yönelik olmaktan çok, ev içinde kalır. Okumak, resim ve müzik gibi uğraşları vardır, sevincini ve kaygısını pek açığa vurmaz.

En küçük kardeşin “evin bebeği” rolünü başka kardeşler de üstlenebilir. Hasta ya da sakat bir çocuk sürekli kollanıp, bakıldığı için bağımlı,n azlı ve kolay ağlayıp küsen bir bebek durumuna geçebilir.

KARDEŞ GEÇİMSİZLİĞİ

Kardeş geçimsizliği olmayan ev parmakla gösterilir, Küçük yaşların açık kıskançlığı yaş ilerledikçe üstü örtülü olarak, çekişme ve anlaşmazlıklar biçiminde sürer. Ana-babanın,kıskançlığı en uygun yollardan ele aldığı, ayrım gözetmediği evlerde bile, belli ölçülerde yarışma ve çekişme vardır.

Kıskançlık gibi kaba ve yıkıcı bir duygunun yarışmaya dönüşmesi, önemli bir gelişmedir. Bunu sağlayabilen ana-baba başarılı sayılmalıdır. Bununla birlikte kardeşler arasındaki çekişmenin ara sıra alevlenmesi de olağandır. Çünkü kardeşler hem birbirine bağlıdırlar hem de karşıdırlar.

Özellikle ana-baba yanında yakınmaları ya da çekişmeleri üst düzeye varır. Oysa yalnızken az çekişirler. Hele dışarıda birbirlerinin koruyucuları kesilirler. Biraz önce saç saça baş başa dövüşürlerken, biraz sonra can ciğer kuzu sarması olurlar.
Kardeşine soluk aldırmayan çocuk,annesi kardeşini döverken, araya girmeye çalışır, kendisi dayak yeme pahasına başka çocuklara karşı kardeşini savunur.

Kardeş kavgaları en mutlu evlerde bile, ana-babayı her gün uğraştıran bir sorun olabilir. Her zaman da kolay bir çözümü yoktur. Bu durumda ana-babanın yapacağı en iyi şey yangına körükle gitmemektir. İlk kural çocukların oyununa gelmemektir. Çocuklar ana-babayı kendi anlaşmazlıklarına çekmekte ustadırlar. Kavgayı kimin başlattığını aramaya çalışan ana-baba,bu işin çok zor olduğunu görür.

Tutulacak doğru yol nedir? En doğrusu mümkün olduğu kadar araya girmemek, anlaşmazlıkları kendi aralarında çözümlemeleri gerektiğini söz ve davranışlarla kardeşlere anlatmaktır. Küçük çekişmelerde,tartışmanın kavgaya dönüşmediği durumlarda ,ana-babayı yardıma çağırsalar da araya girmemek en uygun çözümdür. Tartışma büyüyor ya da kavgaya dönüşüyorsa en iyisi kardeşleri birbirinden ayırmak, ayrı odalara göndermektir. Kavga anne babanın gözü önünde geçmemişse, kural olarak cezaya ya da dayağa başvurmamak gerekir.

Kardeş sorunları nereden kaynaklanır? Sorusu hep aklımıza takılır. Bu sorunun cevabı öncelikle gerçekten kardeş ayrımının yapılıp yapılmadığı ile ilgilidir. Ne yazık ki bir çok evde bu bilinçsiz olarak yani kasıt içermeden yapılmaktadır. İlk ayrım daha önce değindiğimiz küçük-büyük ayrımıdır.  Evde sağlığı bozuk ya da sakatlığı olan çocuğa daha çok ayrıcalık tanınmıştır. Müzmin hastalığı olan çocuk,hastalığının gerektirdiği bakımdan çok ilgi görüyorsa, bu durum kardeşlerde acıma duyguları değil, kızgınlık uyandırır.

 

Birkaç kız kardeşten sonra gelen erkek kardeşin de yeri hep ana-babanın gözünde farklı olur.

Türkçe’de,kardeşlerin bu çelişkili bağlılıklarını belirten çok güzel sözler vardır:

“Kardeş kardeşin ne olduğunu,ne öldüğünü ister”.
”Kardeş kardeşi bıçaklar,yar başında kucaklar.”

Bu sözlerin belirttiği evrensel gerçek, kardeşlerin birbirlerini hem sevdiği hem de çekemediğidir. Kimi kardeşler ne geçinebilirler, ne de ayrı durabilirler. Genellikle yaş ilerledikçe sevgi ağır basar. Ancık bu karşıt duygular,bu ikili duygular etkisini uzun yıllar sürdürebilir.

Erişkin yaşa gelip de, çocuklar gibi didişen kardeşler az değildir.

PSK. MİNE ÖZKAMALI

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Bana Ulaşmak için

meva_celik@hotmail.com.. Sizde resimli özel ve güzel yemek tarifleriniz varsa bu adresime gönderin yayınlayayım...
%d blogcu bunu beğendi: